Showing posts with label iran israil. Show all posts
Showing posts with label iran israil. Show all posts

Wednesday, July 22, 2009

ABD, İran'ı nükleerde durdurdu, peki ya Kuzey Kore?

İran'ın uranyum zenginleştirme programını askıya almasının ardından, gözler, nükleer çalışmaları ile dikkat çeken Kuzey Kore'ye dönecek gibi. Kuzey Kore, kısa bir süre önce uzun zamandır şüphelenilen nükleer silah çalışmalarını ve varlığını, bizzat lideri Kim Jong İl'in ağzından doğruladı. İl, geçtiğimiz sonbaharda da ülkesinin nükleer çalışmalarını ele alan ve Çin, ABD, Güney Kore, Japonya ve Rusya'nın katıldığı 6'lı görüşmelerden çekilmiş, Asya'nın doğusundaki tansiyon göreceli olarak artmıştı. Bu ülkeyi İran ve Irak ile birlikte 'şer ekseni' içersinde tanımlayan ABD Başkanı George W.Bush ile Pyongyang yönetimi arasındaki atışma sürüyor. Ufukta yeni bir çatışma ihtimali mi var? Kuzey Kore'nin, iddia ettiği gibi, nükleer silahları var mı, varsa bunları kullanabilir mi? Savaş yorgunu dünyamızı yeni bir savaş mı bekliyor? Bu soruları, Monterey Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Silahsızlanma Çalışmaları Merkezi'nden, Kuzey Kore ve nükleer silah uzmanları Dr. James Clay Moltz, Dr. Monte R. Bullard ve Stephanie Lieggi cevapladı. Kuzey Kore konusunda uzman 25 yıllık gazeteci ve uluslararası ilişkiler profesörü Don Oberdorfer ve yine Kuzey Kore üzerine yazdığı kitaplarla tanınan ve uzun yıllar Newsweek, The Wall Street Journal'ın Uzakdoğu temsilciliğini yapan Bradley K. Martin de görüşleriyle katkıda bulundu.

Kuzey Kore gerçekten nükleer silah geliştirmiş olabilir mi, yoksa üzerindeki izolasyonu kaldırmak ve rejimini korumak için blöf mü yapıyor?
Moltz: Akla yatkın geliyor. Yeteri miktarda ayrıştırılmış uranyumu olduklarını sanıyorum. Bu türden silahları varsa bile en azından test edilmediklerini, dolayısıyla bu silahlara güvenilemeyeceğini biliyoruz. Olsa bile, hava kuvvetleri ve füze teknolojileri zayıf olduğu için nükleer başlıkları hedefe göndermeleri zor.
Bullard: Evet bir noktaya kadar geliştirmiş olabilirler. Test etmemiş olsalar da, kısa zamanda Seul'u vuracak nükleer silah kapasitesine sahip olmaları işten değil. En son yaptıkları itiraf ise askeri amaçlı değil, psikolojik bence. Müzakerelerde de aynı üslubu kullanıyor, avantaj kazanmak için tehdit savuruyorlar. Liderleri, Amerika'dan istedikleri ekonomik kazanımları elde etmek için, bilinçli olarak üst perdeden konuşuyor.
Lieggi: Evet çok ilkel de olsa nükleer silah kapasitesi olabilir. Ama buna dayalı bir 'birikimleri' olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla Pyongyang'dan gelen 'biz nükleer gücüz' yorumlarının blöf olduğu kanaatindeyim. Ayrıca unutmayalım. Kuzey Kore bugüne kadar asla bir nükleer deneme yapmadı. Bu, güvenilir bir nükleer silah programı açısından bir zorunluluk. Bununla birlikte, nükleer başlığı balistik bir füzeye sığdıracak kadar küçültebildiklerine dair bir işaret de görünmüyor.

Amerika, Kitle İmha Silahları'nı (KİS) gerekçe göstererek Irak'ı işgal etti. Nükleer silaha sahip olduğunu saklamayan ve sürekli dünyaya meydan okuyan
Kuzey Kore'ye karşı ise sadece diplomatik yöntemler kullanılıyor. Neden?
Moltz: Kore yarımadasındaki asıl sorun, Kuzey Kore toplarının Güney'in başkenti Seul'u rehin tutuyor olması. Amerika'nın Kuzey'e yapacağı olası bir saldırı, Pyongyang'dakilerin Güney'e karşı saldırıda bulunmasına sebebiyet verecek, bu da bir hayli yıkıcı olacaktır. En basitinden ellerinde kimyasal silah var. Bunları topçu ateşiyle Seul'e yollayıp binlerce insanı öldürebilirler. Hem bu hem de Çin'in böylesi bir durumda nasıl tepki vereceğinin belirsiz olması, Amerika'nın işi ağırdan almasına neden oluyor.
Bullard: Hemen hemen herkes, Irak işgalinin gelecekteki gelişmeleri önlemeye yönelik olduğundan hemfikirdi. Çin'in ise süreçte katkısı var. Çin'deki meslektaşlarım da, sık sık, 'Amerika ve Çin, Kuzey Kore'nin bir sorun olduğunda birleşirse, bu sorun çözülür' diyor. Sorun yaklaşımda. Amerika Çin'in daha açık ve doğrudan müdahil olmasını, Çin ise perde arkasından çalışmayı istiyor. Nihai çözüm 6'lı müzakere çerçevesinde olmalı. Amerika ile varacağı mutabakatı sonradan bozabilir; ama diğer beş ülke de dahil olursa, bu zorlaşacaktır.
Lieggi: Amerika'nın Kuzey Kore'ye karşı kabul edilebilir bir askeri seçeneği yok. Bu olası bir nükleer krizle başa çıkabilme imkanlarını da kısıtlıyor. Ama Irak'ta böyle değildi. Amerika'nın elinde, Kuzey'in KİS tesislerinin yeriyle ilgili güvenilir istihbarat da yok. Ayrıca Kuzey Güney sınırında had safhada askeri yığınak var. Amerika'nın Kuzey'e saldırısı, Güney Kore'ye ve ordaki Amerikan askerlerine karşı saldırıyı tetikleyecek, birçok Amerikan ve Güney Kore askeri ölecektir. Ayrıca Amerika'nın böyle bir durumda, hedef aldığı KİS altyapısını imha edebileceği de kesin değil. Kaldı ki, bölge ülkeleri böyle bir operasyona sıcak bakmaz. Japonya, Kuzey'in füze menzilinde. Nükleer olmasa bile, Kuzey Kore balistik füzelerle Japonya'nın canını yakabilir. Çin de Kim rejimini yıkacak bir operasyona karşı çıkar. Aksi takdirde Kuzey Kore'den Çin'e müthiş bir mülteci akını olacaktır. Kaldı ki Amerikan yanlısı birleşik bir Kore, Amerikan askerlerini Çin sınırına dayayacaktır. Çin bunu istemez. Diğer bir husus ise şu; Amerika, Güney'in onayı olmadan Kuzey'e saldırmaz. Zira Seul yönetimi, hem bu savaş Güney'de büyük bir can kaybına yol açacağı hem de Güney'de oldukça popüler olan 'kardeşlerimizle savaşmayız' yaklaşımından dolayı, askeri seçeneğe soğuk bakıyor.

K. Kore, gerekirse Amerika'ya karşı güç kullanma tehdidinde bulunuyor. Bunu yapabilir mi?
Moltz: Güney Kore ordusu, 1950'nin aksine, oldukça iyi eğitilmiş ve donanımlı. Her ne kadar Kuzey Kore, sınırdaki yerleşim yerlerine çok ağır hasar verse de, Kore Savaşı'nda olduğu gibi ezip geçemez. Zaten böyle bir durumda Amerikan hava gücü, Kuzey'i ağır bombardımana tutacaktır. Daha da ötesi, Amerika, Güney Kore'deki sınırlı birliklerini tahkim etmek için, Irak'taki sıkışık durumuna rağmen, Japonya'daki askerlerini süratle bölgeye kaydırabilir. Ama ben Kuzey Kore'nin, kendisini de mahvedecek sürpriz bir saldırıya kalkışacağını sanmıyorum. Bu durumda Çin'in de desteğini alamaz zaten.
Bullard: Doğru. Amerikan ordusu şu anda sınırlarına yaslanmış durumda. Ama unutmayın ki Kuzey Kore'ye yapılacak bir müdahalede muhtemelen kara birlikleri kullanılmayacak. Bu konudaki Amerikan stratejisi muhakkak uluslararası desteği de arkasına almalı. İşgalden ziyade, Kuzey Kore'nin nükleer tesislerinin bombardıman edilmesi söz konusu olacaktır. Amerika zaten bunu birkaç uçak gemisi ile yapabilecek durumda. Ama Çin'in rızası olmadan bu işe girişeceğini sanmıyorum. Çekindiğinden değil, Çin'in de çözümün bir parçası olmasını istediğinden.
Lieggi: Kuzey yönetiminin Amerika ile savaşmak istediğini sanmıyorum. Evet, Amerika, şu an askeri kapasitesini zorluyor; ama halen Güney Kore'de bir hayli askeri (35 bin dolayında) var ve Amerikan Pasifik Donanması da hızla bölgeye intikal edebilir. Her ne kadar hem Amerika hem de Güney Kore büyük kayıplar verse de, Çin'den destek almadığı sürece, Kuzey de böylesi bir savaştan muzaffer çıkamaz. Oysa Çin'in, olası bir sürpriz saldırı yapacak olan Kuzey'e destek vermesi çok uzak ihtimal.

Yaptırımlar, Kuzey Kore örneğinde de görüldüğü gibi, sadece sokaktaki vatandaşı canından bezdiriyor, üst yönetimi sarsmıyor. Başka yollar bulunamaz mı?
Moltz: Askeri ve nükleer alanlardaki yaptırımlar kesinlikle devam etmeli tabii. Ama politik çekincelerle yiyecek yardımı aksatılmamalı. Krizi çözmek için, öncelikle nükleer silah programının durdurulması ve tesirsiz hale getirilmesi, Kuzey'e güvenlik garantisi verilmesi ve bu ülkeye Rusya'dan petrol ve doğalgaza dayalı enerji desteği verilmesi şart. Zaten şu an masada konuşulan mevzular da bunlar. Ama sorun politik. Bir kere Kim Jong Il, iktidarından ve en büyük pazarlık kozundan bu kadar ucuza vazgeçmek istemiyor. Bush ise Kuzey Kore gibi zayıf bir ülkenin bölgesel barışı tehdit etmesini ve kendisine ne yapması gerektiğini dikte etmesini istemiyor. Ama yarımadayı normalleştirmek için Kore Savaşı'nın resmi olarak bir barış anlaşması ile bitirilmesi ve asker indirimine gidilmesi lazım. İşin nükleer boyutu, çok önemli olsa da, resmin sadece bir parçası.
Bullard: Evet, yaptırımlar genelde yanlış hedefi vuruyor. Kuzey Kore liderleri, halkın refahıyla ilgilenmediği için her türlü ekonomik faaliyeti kontrol edebiliyor. Eğer Çin, Rusya, Güney Kore ve Japonya yaptırımlar konusunda sıkı durabilirse, baskı artabilir. Irak'ta olduğu gibi, ambargo altındaki ülkenin komşuları bu uygulamayı delerse, sonuç alınamaz. Kuzey Kore'ye ulusal altyapısını geliştirmesi için destek olunmalı. Çözüm, mevcut liderliğin durumunu sarsmayacak, enerji gelişimine destek olunması gibi yollarla aranmalı. Kuzey Kore'nin şu anki hali, 1978 öncesi Çin'i andırıyor. Özellikle ticaretle ülke gevşeyebilir. Çin ile Tayvan arasında olduğu gibi, ekonomik serbest bölgeler, ortak ekonomik girişimler, tansiyonu düşürecektir. Bugün Çin ile Tayvan arasında milyarlarca dolarlık iş hacmi var. Benzer bir ekonomik bağımlılık, Kuzey ile Güney Kore'yi yakınlaştıracaktır. Tabii bu zaman alacak. O zamana kadar mevcut görüşmeler devam ettirilmeli. Ama ana ilke şu olmalı; Kuzey Kore'ye her ne teklif edilecekse, bu, ordaki yaşam kalitesini yükseltmeli ve Kuzey'i, uluslararası ekonomik topluluğa entegre etmeli.

"Kuzey Kore ne istediğini biliyor"
Kuzey Kore'nin elinde nükleer silah yapmak için plütonyum olduğu kesin. Silah yapmış olabilirler de. Bush iktidara gelirken aklında zaten Saddam'ı devirmek vardı. Kuzey Kore ile nükleer ihtilafın patladığı 2002 Ekim'inde de Irak'ın işgalini planlıyordu, Kuzey Kore ile dikkatini bölmek istemedi. Kaldı ki Kuzey Kore ile girişilecek bir savaş, komşuları açısından da yıkıcı olabilir. Tek belirleyici olmasa da, onların fikirleri de önemli. Kuzey Kore'nin Amerikan birliklerine önleyici bir saldırı yapacağına inanmıyorum. Bunun kendi sonları olacağını bilecek kadar zekiler. Kaldı ki yeteri kadar da açık sözlüler. Tam olarak ne istediklerini söylüyorlar, yani; Amerika'nın kendilerine dönük düşmanca tavrından vazgeçmesini ve rejimlerini tanımasını istiyorlar. Amerika bu konuda güvence verebilirse, nükleer silah programlarını tartışmaya açabilirler. Diğer girişimler, ikinci dereceden önemli.
Don Oberdorfer, John Hopkins Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü

"Bush, Kuzey'e elini uzatmalı"
Usame Bin Ladin nükleer silah satın almak istese, sizce ilk adresi neresi olurdu? Kuzey Kore'nin 'düşmanının düşmanına' bu silahları satma ihtimali göz ardı edilmemeli. Şu an için Kuzey Kore ile sıcak bir savaş ihtimali yok. Ama yaptırımlar ve tehditler, Kuzey Kore'yi özgürlük ve demokrasi istikametinde hareketlendireceği yerde, ülkedeki yabancı düşmanlığını körüklüyor. Amerikalı yetkililer, bazı subayların Kim'i devirmesini, ya da Kim'in yerini alacak oğullarından birinin daha uzlaşmacı olacağını ümit ediyor. Peki ya gelen gideni aratırsa? Kim'in baskıcı rejimi gevşeyebilir, iktidardan da gidebilir. Ama her halükarda, muhalefeti bastıracak sistemleri elinin altında tutacaktır. Bu arada Kim'in, Hitlervari, soykırımcı statüsünde kendini kaybetmiş bir figür olmadığını da biliyoruz. Belki dış düşmanlardan korkmasına gerek kalmazsa, ülkesindeki ipleri biraz daha gevşetebilir. Kuzey Kore'nin temel jeopolitik ve ekonomik çıkarları, şu an Amerika'nınkilerle uyuşuyor. Şimdi ortak bir noktada buluşulabilir. Başkan Bush, yaklaşımını değiştirip, elini uzatmalı.
Bradley K. Martin, Gazeteci/Yazar, Lousiana Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Ali Çimen, İstanbul
14 Mart 2005, Pazartesi, Zaman Gazetesi Yorum Sayfası

Röportajı ZAMAN’dan okumak için tıklayınız
Röportajı gazete formatında okumak için tıklayınız
Bir önceki sayfa için tıklayınız
Ana menüye dönmek için tıklayınız

Thursday, July 16, 2009

"İsrail ve İran nükleer savaşa girişebilir!"

Sıcak Irak gündemine bir de İran'ın olası nükleer silah programına yönelik tartışmalar eklendi. İsrail ve Amerika'dan etkin çevreler, İran'ın birkaç ay içinde nükleer silah edinme çabalarında kritik bir aşamaya geleceğini iddia ediyor. Geçtiğimiz haziran ayında İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi'nin ülkesinin nükleer kulübün bir üyesi olarak kabul edilmesini istemesi ve bunu 'geri dönüşü olmayan bir yol' olarak nitelemesi şüpheleri artırıyor. 'Şer ekseni'ne dahil edilmesi ve Başkan Bush'un, seçim kampanyasında, kasımda yeniden seçilirse, 'başladığı işi bitireceğini' vaat etmesi, Tahran rejiminin olası bir nükleer caydırıcılık peşinde koşmasını haklı çıkartabiliyor. 1991'deki Körfez Savaşı'nın hemen ardından dönemin Hindistan Genelkurmay Başkanı'na, Irak'taki ani ve ezici Amerikan zaferinden ne tür stratejik dersler çıkarıldığının sorulması üzerine başkanın verdiği cevap şu olmuştu: "Amerika'ya kafa tutmadan önce atom bombanız olduğundan emin olun..." Kimilerine göre İran'ın nükleer etkinliğe ulaşma yolunda yaptığı yürüyüşten en fazla rahatsız olan İsrail, 1981'de Irak'ın Osirak nükleer santralına yaptığı bir saldırının benzerine hazırlanıyor. İsrail bombardıman uçaklarının Necef çöllerinde inşa edilen İran'ın nükleer tesislerinin maketleri üzerinde prova uçuşları yaptığı söyleniyor. İran ve İsrail'in karşılıklı restleştiği bir ortamda, saygın haber ajanslarından UPI'nın editörlerinden Claude Salhani'nin The American Conservative'in eylül sayısı için kaleme aldığı ve İran ile İsrail arasındaki olası bir nükleer savaşı canlandırdığı '4 Günlük Savaş' başlıklı makale, korkuları daha da artırdı. Bu bağlamda, 'neler olabilir?' sorusunun cevabını, hem dudak uçuklatıcı makalenin sahibi Salhani ile hem de son beş Amerikan hükümetine Ortadoğu danışmanlığı yapmış, Pennsylvania Üniversitesi'nden Politik Bilimler Profesörü Ian S. Lustick ve Ortadoğu Barışı Vakfı (Foundation for Middle East Peace) Başkanı Philip C. Wilcox ile aradık.


İran'ın nükleer bomba yaptığına inanıyor musunuz? İran'ın ideolojik düşmanı İsrail'in nükleer silah kapasitesi (yaklaşık 200 civarında atom silahı olduğu tahmin ediliyor) dikkate alındığında, İran, bu arayışlarından dolayı suçlanabilir mi?
Lustick: Bu sorunuzu, 'İsrail'in varsa neden İran'ın olmasın' şeklinde algılıyorum. İsrail'in etkin bir nükleer kapasitesi olduğunda hemfikirim. Ve bu anlaşılır şekilde, İsrail'i, bastırmak, hatta yok etmek ya da en azından rahatsız edici buldukları politikalarından caydırmak için askerî güç kullanmak isteyen İran'ı ve diğer ülkeleri öfkelendirmese bile, rahatsız ediyor. Ama İran'ın ya da diğer bir ülkenin İsrail'in kendilerine karşı önleyici bir saldırı yapmak için nükleer silah kullanacağından korktuklarını sanmıyorum. Böyle bir saldırı, İsrail'in engellemeye çalıştığından çok daha büyük bir tehlike yaratacaktır. Bundan dolayı, belli bir dereceye kadar İran'ın ideolojik sebeplerden değil güvenlik kaygısı ile motive olduğunu düşünüyorum. Nükleer silah programında bir mantık göremiyorum; lakin, Amerika ve diğerlerinin İsrail'in nükleer silah politikaları karşısında takındığı çifte standart ve İran'a dönük politik ve diplomatik baskı, bu türden bir çabayı haklı gösterebiliyor.
Salhani: Evet, İran'ın nükleer silah geliştirmeye çalıştığına inanıyorum. Bunu yapmak istediklerini ve bu istikamette çalıştıklarını gösteren çok sayıda istihbarat var. Aslına bakılırsa Hatemi de bunu doğruladı. Orta ve Yakındoğu'daki jeopolitik duruma İran'ın gözüyle bakılırsa, caydırıcılık açısından nükleer silah üretme isteği İran tarafından kabul edilebilir görülüyor. Ve tabii ki bir de karşı argüman var. Washington ve İsrail'in gözünde ise İran 'terörist' grupları destekliyor ve Tahran'daki rejim, bu tür gruplara nükleer silah temin edebilir. Daha da ötesi Washington'a göre; nükleer silahları ilk kullanan asla İsrail olmayacak, lakin bölgenin geri kalanındaki istikrarsızlık göz önüne bulundurulduğunda diğer ülkelere bu konuda güvenilebileceğinin garantisi yok.
Wilcox: İran'ın böyle bir arayışta olduğunu gösteren deliller var, ama gazete haberlerine bakılırsa bunlar pek ikna edici görünmüyor. İran'ın bu gayretinin ardında bölgedeki etkinliğini artırma güdüsü ya da kabaca savunma yahut da diğerlerinden gelebilecek olası bir nükleer saldırıyı caydırma isteği olabilir. İran'ın geleneksel rakibi Irak'ın da geçmişte bu türden çabaları olmuştu.

Tahran yönetimi nükleer programı çerçevesinde 'tehlikeli niyetleri' olmadığını söylese de, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) gibi uluslararası organlar, İran üzerinde büyük bir baskı kurmuş durumda. Benzer bir baskıyı nükleer silah kapasitesi tescillenmiş olan İsrail üzerinde göremiyoruz. Bu ikilemi nasıl açıklıyorsunuz?
Lustick: Belirttiğim gibi, bu bir çifte standart. İki sebebi var. İlki, İsrail'in halihazırda bir nükleer kapasitesinin olması ve bunu, dünyaya herhangi bir açık vermeden geliştirmiş olması. Bu, şu anlama geliyor: İsrail, 'nükleer kulübün' üyesi olmuş durumda. Tıpkı hiç kimsenin Fransa ya da İngiltere'den nükleer silahlarını bırakmasını talep etmemesi gibi, Batı'da İsrail'in silahlarıyla ilgili talepler de susturuluyor. İkinci sebep ise, Amerika ile İsrail arasındaki olağanüstü ilişki. İsrail lobisiyle bağlantılı güçlü politik çıkarlar, Amerikan dış politikasına İsrail'le ilgili olan meselelerde çok fazla seçenek tanımıyor. Sonuç olarak, Amerika, dünyanın geri kalanından farklı politikalar takip ediyor. Bu, sadece, malum lobinin gücünün bir başka güçle dengelenmesi ya da Amerika'nın hayati çıkarlarının İsrail'e dönük politikalarından dolayı ani ve hissedilir derecede tehlikeye girmesi durumunda değişecektir.
Salhani: Az önce söylediğim gibi, Amerika (ve belli bir dereceye kadar AB'yi de dahil edebilirsiniz) İsrail'in Arap dünyasından daha dengeli olduğuna ve diğerlerinin ilk önce kullanacağını hissetmediği sürece nükleer silahlarını kullanmayacağına inanıyorlar. Aynı zamanda Tahran'ın 'terörist' organizasyonları desteklediği ve onlarla işbirliği yaptığı suçlaması da var. Bu durumda İran'ın Amerika'nın kendisine saldıracağı şeklindeki giderek artan endişeleri gündeme geliyor. Keza komşusu Irak'taki belirsizlik de ortada. Her ne kadar ülkenin büyük bir kısmı Şiilerden oluşsa da, İran'ın, her zaman bir tehdit olarak gördüğü Irak'ın güçlenmesi ihtimalinden endişe duyduğuna inanmak için de sebep var.
Wilcox: Ben bugün İran ve İsrail arasında bir savaş olacağına ihtimal vermiyorum. Ama nükleer silahlar, istikrarsızlık yaratır ve savaş tehlikesini, kasıtlı ya da istem dışı, azaltmaktan ziyade artırır. Bu yüzden Ortadoğu ve Güney Asya'nın silahlardan arındırılması nihai hedef olmalı.

Son zamanlarda İsrail ve İran arasında şahit olduğumuz söz düellosu olası bir savaşın belirtisi olabilir mi?
Lustick: Eğer İran nükleer silah edinirse, o zaman böyle bir savaş başlayabilir...
Salhani: İran'ın nükleer kulübe katılma çabalarını sürdürmesi durumunda böyle bir savaş riski olduğuna inanıyorum. İsrail, İran'dan ya da kendisine karşı savaşan gruplara İran'ın vereceği nükleer silahlarla yapılabilecek nükleer bir saldırıdan ciddi anlamda korkuyor. Bunların ışığında, İsrail'in, İran'ın bu çabalarını devam ettirmesine göz yumacağını düşünmek, çok düşük bir ihtimal. İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine saldırması durumunda olabilecekleri tahmin etmek güç. Ya Lübnan-İsrail sınırında Hizbullah ile İsrail arasındaki tansiyon artar ve bununla sınırlı kalır, ya da söz konusu makalemde dile getirdiğim gibi daha geniş kapsamlı bir Ortadoğu çatışmasına dönüşür. Burada önemli olan İran'ın böyle bir saldırıya nasıl karşılık vereceği.
Wilcox: IAEA, İsrail'e de nükleer silahlardan arınma anlaşmasını imzalaması için baskı yapıyor, ama İsrail bugüne kadar imzalamadı. İsrail, Arap komşularıyla birçok savaş yapan küçük bir ülke olarak, kendi güvenliğini sağlamak için nükleer silah geliştirdi. Bugün, İsrail ya da yarın İran gibi, bir ya da daha fazla ülke nükleer silah sahibi olursa, bölgede topyekün bir nükleer silahlanma yarışının başlama tehlikesi var. Filistin meselesi çözülmeden ve tüm Arap komşularıyla kapsamlı bir barış anlaşması imzalamadan, ki ben bunları ulaşılabilir hedefler olarak görüyorum, İsrail, nükleer silahlarından vazgeçmez.

Irak'taki seçimlerden sonra, tabii böyle bir seçim yapılabilirse, Şiilerin demokratik bir şekilde ülke yönetiminde ağırlık kazanması ve İran'ın yanı sıra, Irak'ın da Amerikan ve İsrail karşıtı bir ülke olarak sahne alması bekleniyor. Böylesi bir gelişme bölgedeki dengeleri nasıl etkiler?
Lustick: Böylesi bir durumda 1960'lı yıllarda yaşadıklarımızdan farklı şeyler yaşayacağımızı sanmıyorum.
Salhani: Şiilerin çoğunluğu elde edeceği doğru ama şunu aklımızda tutalım; ister Şii olsun ister Sünni, Iraklılar, oldukça milliyetçidir ve ülkeye bağlı kalırlar. İran da, Irak'la yaptığı sekiz yıllık savaşta Saddam Hüseyin'e karşı Şii kartını oynamaya kalkmış ama başarısız olmuştu. Şiilerin idare ettiği bir Irak da, İran ve Tahran'daki mollalar tarafından 'boyunduruk' altına alınma ihtimaline karşı Amerikan garantisini talep etmeye devam edecektir. Bu noktada daha önemli mesele, Amerikalıların ülkeden ayrılmasına kapı açacak seçimlerin gerçekleşmesi için ülkedeki güvenliğin tesis edilmesi.
Wilcox: Seçilecek olan Irak hükümetinin kompozisyonu ya da politikaları hakkında spekülasyon yapamam. Daha çok ülkenin dağılmış ekonomik ve politik sistemini rayına sokmakla meşgul olacağını düşünüyorum. Kaldı ki Filistin sorunu çözülürse Irak'ın Amerikan karşıtı bir ülke olması mukadderat değil. Irak pekala İsrail'in işgal altındaki topraklardan çekilmesi karşılığında tanınması ve kendisiyle normal ilişkilere geçilmesi yönündeki Arap Ligi kararına uyabilir.

BİR FELAKET SENARYOSU İSRAİL-İRAN SAVAŞI (*)
1. GÜN: ÇARŞAMBA
Şafakla birlikte Necef çölündeki askerî üslerden kalkan İsrail savaş uçakları İran'ın Buşehr'deki nükleer tesislerini imha eder. İsrail ordusu, operasyonla ilgili açıklama yapmaz. Ancak İsrail savaş uçaklarının Ürdün, Suudi Arabistan'ın kuzeyi ve Irak üzerinden uçtuğu hesaplanır. İran, bir saat süren saldırı esnasında birkaç İsrail uçağının düşürüldüğünü açıklar. Saldırı Arap ve İslam dünyasını şoke eder. Milyonlarca kişi, İsrail'e misilleme yapılması için sokaklara dökülür. İsrail, Arap ve İslam dünyasının tepkisini hesaplamıştır. İsrail'e yönelik tek tehdit Nükleer güç Pakistan'dır. İsrailliler, Pakistan'ın nükleer tesislerini de vurmayı düşünürler. Lakin Hindistan istihbaratı, Pakistan'ın savaş başlıklarını İsrail'e fırlatacak imkanının olmadığı hususunda İsrail'i bilgilendirir. Amerikalılar da, Pervez Müşerref iktidarda kaldığı sürece Pakistan'ın İsrail için tehdit olmayacağı güvencesini verir.
2. GÜN: PERŞEMBE
ABD'nin İsrail'i desteklediğine inanan İran, karşı saldırı başlatır. Devrim muhafızları, Irak topraklarına girer. Amerikalılarla devrim muhafızları arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda yüzlerce Amerikan askeri ölür. Saddam Hüseyin'in devrilmesinin ardından Irak'a yerleşen İran ajanları Iraklı Şiileri harekete geçirir. Şiiler, işgal güçleri ile saldırı altındaki birlikleri arasındaki bağlantıyı keser. Tahran, İsrail'in kuzeyine saldırması için de Lübnan'daki Hizbullah'ı devreye sokar. Hizbullah, İsrail kasabalarına, şehirlerine ve Yahudi yerleşim birimlerine saldırır. Ortadoğu'da tansiyon yükselir. Washington'da kabine olağanüstü toplanır. İslam dünyasında devasa gösteriler yapılır. Kalabalıklar sokaklara dökülür. Kahire, Amman ve Ankara'da İsrail büyükelçilikleri tahrip edilir. Birçok başkentte ABD büyükelçilikleri ateşe verilir.
3. GÜN: CUMA
İslam ülkelerinin hepsinde cuma namazı sonrası kalabalıklar harekete geçer. Kazablanka'dan Karaçi'ye kadar sokaklara dökülen kitleler, devasa gösteriler yapar. Devlet binaları ateşe verilir. Çatışmalarda çok sayıda kişi ölür. Sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edilir. Kaos ve ayaklanmanın önüne geçilemez. İslamcı gruplar, iktidarların devrilmesi ve İsrail'e saldırılması için gösteriler yapar. Suudi Arabistan'ın birçok kentinde İslamcı gruplarla güvenlik güçleri arasında şiddetli çatışmalar patlak verir. Endonezya'da, Malezya'da, Mısır'da ve diğer İslam ülkelerinde İsrail'e savaş açılmasını isteyen halk, çığırından çıkar.
4. GÜN: CUMARTESİ
Pakistan ordusu Müşerref'i devirme planını devreye sokar. Darbecilerle işbirliği içindeki Pakistan istihbaratı (ISI), ülkenin nükleer tesislerinin ve kodlarının denetimini ele geçirir. Artık radikaller tarafından idare edilen Pakistan'da nükleer silah yüklü iki özel jet, gizli bir hava üssünden havalanır. Hedef Tel Aviv ve Ashdod'dur. Dolaylı bir rota takip eder, Doğu Afrika'da yakıt ikmali yapar ve güneyden İsrail'e yaklaşırlar. İsrail Pakistan'a misilleme yapar. Karşılıklı olarak milyonlarca insan ölür. Arap yönetimleri çöker. Günlerce süren gösterilere ve İsrail'e savaş açılmasını isteyen İslamcıların baskısına teslim olan Suriye, Ürdün ve Mısır İsrail'e savaş açar. Savaş bütün Ortadoğu'ya yayılır. Yüz binlerce insan ölür. Zayıflayan İsrail ayakta kalmaya çalışmaktadır ve nükleer silahlarla Arap başkentlerini vurur. Ortadoğu tam bir kaosa sürüklenir. Amerikan yönetimi, ateşkes için büyük gayret göstermektedir...
(*) Claude Salhani, The American Conservative'in eylül sayısı.


Ali Çimen, İstanbul
17 Ekim 2004, Pazar, Zaman Gazetesi Yorum Sayfası

Röportajı ZAMAN’dan okumak için tıklayınız
Röportajı gazete formatında okumak için tıklayınız
Bir önceki sayfa için tıklayınız
Ana menüye dönmek için tıklayınız